7 Haziran 2012 Perşembe

Glass Full Not Empty!

Rodeo; cesaret, güç, çeviklik gerektiren zor bir spordur. Rodeo geleneksel bir spor olmadan önce hayvanları damgalamak için toplamak işlemidir, rodeo yıllar içinde gelenekselleşerek bir spor ve bir yarışmaya dönüşmüştür gerçek anlamının dışına çıkmış anlamını yitirmiştir, anayasa komisyonunun çabalarını bir rodeo düellosuna benzetmek de anlamı çarpıtmak ve içeriği yok saymaktır. Asıl odaklanılması gereken konu anayasanın içeriğidir, yapılırken oluştuğu düşünülen çekişmeler değil. Anayasanın yapılamayacağı alttan alttan bir mesaj olarak verilmek istenirken asıl ve önemli olan nokta olan anayasanın içeriği tartışma dışına çekilmek istenmektedir. Konu anayasanın bu komisyon ile yapılıp yapılamayacağı değil, anayasanın içeriği ve bu komisyonun desteklenerek ve toplumsal bir baskı ile özlenen, beklenen, ve istenen sivil anayasanın bu komisyona yaptırılması gereği ve verilmesi gereken çabalar olmalıdır. Söylemler anayasanın yapılamayacağı yönünde olmaktan ziyade, komisyonu anayasa yapmaya teşvik etmelidir, olumlu düşünce içermelidir, bardak boş değil dolu demelidir. Bu sporun sadece rakibinden daha fazla vahşi hayvan üzerinde durmak kısmıyla ilgilenmek sadece bu yönünü görüp yarış kısmını dile getirmek bardağın boş kısmını görmekten başka bir şey olamaz en iyi niyetli ifade ile. Siyasetin bir yarış olduğun doğruluğu kadar onu rodeo ile benzeştirerek siyaseti vahşi bir yarış gibi göstermek de o denli yanlıştır. Sayın Ali Sirmen 07.06.2012 Cumhuriyet Gazetesi köşesindeki yazısında pesimistik bir bakış açısıyla okurlarını beklentisizleştirmek amaçlı bir yazı kaleme almış diyerek anayasa komisyonunun sayın Sirmen'in düşündüğü gibi başarısız olmayacağına inanmak istiyorum. Komisyon anayasa yapamaz demek oyun bozuculuk yapmaya benziyor, bekleyelim görelim, yapmaları için destek verelim, bu komisyon bunu yapabilir diyerek cesaretlendirelim, onları bu konu da teşvik edelim, caydırmak yerine. Özgür, eşit ve sivil bir anayasayı bu ülkenin her vatandaşı anasının ak sütü gibi hak ediyor ve yıllardır da bekliyor.

Öyle bir anayasa olsun ki;

gazetecilerin fikir ve düşünce özgürlüğü,

kadınların örtünme özgürlüğü,

çocukların çocukça yaşama, eğitim ve sağlık hakları,
emeklilerin refah içinde yaşayabilecekleri kazanımları,
işçinin ve emekçinin iş hakkı,, sendikal hakları,ve grev hakkı,
kadınların hakları,
eşcinsellerin cinsel tercih özgürlüğü,
din ve hürriyet özgürlüğü,
çevre ve doğa koruma kanunları,
tarım ve üretim programları,
et, balık, süt ve süt ürünlerinin yerli üretim teşviği,
kız çocuklarının tecavüze uğramasının meşrulaştırmayı ağır yaptırımla onları koruyan,
vatandaşına vergilerinin karşılığında hesap vermeyi,

öğretim görevlilerine ve üniversitelere özgürce araştırma yapabilme hakkını,

suçsuz vatandaşın masumiyetinin ortaya çıkacağı şeffaf bir yargılanma ve adalet sistemini,
kürt vatandaşların kültürlerini özgürce yaşayabilme hakkını,

korusun ve kollasın. 

Bu anayasa yapılamaz demekle yapılamaz, asıl söylemin içinde bu kriterlerin kullanılması ile istenen ve beklenen anayasanın nasıl olması gerektiğidir, yapılamaz demek değildir. Olumsuz ve yıkıcı düşünmenin bu güne kadar ülkemiz ve insanlarımız için hiç bir getirisi ve artı değeri olmadığını hepimiz tecrübe etmiş bulunmaktayız. Artık yapıcı düşünmek zorundayız, üreten ve hakça eşit bir şekilde üretim girdisini paylaşan bir ülke de kardeşçe, özgürce, mutlu, huzurlu, ezmeden, ezilmeden, sömürülmeden, sömürmeden, ölmeden, öldürmeden, insan haklarının kazanımlarıyla, ve insan haklarını gasp etmeden yaşamak için.

Şimdi asıl soru şu olmalı;
Bardağı dolu mu görmeli, boş mu?
Soralım, bardak dolu mu, boş mu?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder