27 Ocak 2015 Salı

Yalnız Kitap

Yokluğunda, yağmurun eski ve rüzgarın geçiş yolu olan tahta pervazların arasındaki camlarını dövdüğü bir kütüphane de kitap okumaktan başka hiç bir anlamlı iş yoktu o gece hayatımda.
Peçeteleri bir havuza düşmüşçesine boğan soğuk algınlığımın bile bir etkisi yoktu. Pencereye vuran damlaların sesini bölen tek şey bir kaç köpeğin gecenin karanlığında ki haykırışları belki de yakarışlarıydı. Kitap ellerimde yeşermeye başlıyor, yazar bana farklı duyguları yaşatırken, beni değişik düşünceler arasında bir geziye çıkarıyordu. Köpekler, yağmur damlaları, masadaki lambalar ve kitaplar dışında yalnız olan bir tek ben vardım. Saat gece yarısına yaklaşık 1 saat kalayı gösterdiğinde gözlerim yorulmuş, belimdeki ağrı sırtıma doğru tırmanmaya başlamıştı. Saatlerdir oturmanın vücuduma verdiği yavaşlama emriyle, ilk başlarda hiç üşümeme rağmen, bedenim soğukla  birbirine sarılmaya başlıyordu. Lambaların loş ışığı sanki etkisini saatler ilerledikçe yitiriyordu. Her şeye rağmen kitabı bitirdikten sonra  yağmur altında eve yürümek istiyordum. Böylece diğer kitabım da benim gibi yalnız olacaktı o gece, ve belki beraber uyuyacaktık.

26 Ocak 2015 Pazartesi

Bir Kase Film

Yetiştirmek, her insanın dünyaya getirdiği meleklerini bildikleri doğrular doğrultusunda yürütmek isteğidir. Kimi zaman bu doğrular bir atleti ortaya çıkarabilirken, kimi zaman da doğrular ters yönde birer ağırlık gibi asılarak yavaşlatır. Tabi ki bunun kararı algılama deneyimlerinin sonucunda yetiştirilmek istenene aittir.

Yetiştirmek, prensipte iki kavramla gerçekleştirilmeye çalışılır; eğitmek ve öğretmek. Yetiştirici hem eğiticidir hem de öğreticidir, ve belirli bir noktada kendisi de yetişemediği,öğrenemediği, için bu öğretme faaliyeti tıkanır kalır. Artık öğrenme için bir bilene danışılır ve öğreticiler öğretme görevini görevini üstlenir.

Öğrenmek, insan ancak bilgiye açsa gerçekleşebilir, aksi taktirde gerisi israftır. Açlıktan ölen insan ne yerse yesin en azından açlığını yatıştırabilir değil mi? Belki ilk zamanlarda açlık duygusuna yenilerek evet açlığını bastırmaya kalkabilir. Açlık içinde kıvranan bir insana üç öğün bir dolu kase mısır gevreği üzerine de alabildiğine süt dökülerek verilsin. İlk kaşık dünyanın en lezzetli yemeği olacaktır. İkincisi onu rahatlatacaktır. Üçüncüsünde tat bile alamayacaktır. Peki öğünleri bu şekilde geçirsin, hatta günleri... En sonunda tek bir kaşık bile almak istemeyecektir. Belki mecburiyetten yiyecektir ama artık o ilk anda ki açlık duygusu unutulacak ve yeni bir tat arzulanacaktır.

Öğrenmekte biraz bununla ilgilidir. Bir insana doğumundan ölümüne kadar belli bir doğrultuda ve belli yöntemlerle öğretilebilecek şeyler sınırlıdır. İşte kişisel gelişim denilen olgu burada devreye giriyor. Artık kişi belirli kazanımlara sahipse, tercih edebilme şansı varsa her öğünde ne yemek istediğine kendi karar vermek isteyecektir. Önüne her öğün aynı kase, kaşık, aynı miktarda mısır gevreği, ve süt konulan insanın sahip olmadığı gibi. Artık sadece dünyada tek çeşit kap yemek olmadığını düşünebilen birey, farklı lezzetleri kimi zaman acı kimi zaman tatlı da olsa tadabilecektir.

Düşünmek, aslında bilmek, farkına varabilmek ve var olanın ne olduğunu anlayabilmektir. Bu yapılabilirse gerisi artık çocuk oyuncağıdır. Algılama zamanı zekaya ve çevresel koşullara göre değişiklik gösterebilir. Belki bu zaman yetiştirenler tarafından kısaltılabilir.

Ama nasıl?

Her öğün önüne bir kap aynı yemek konulan insan mecbur olduğu için yemeğini yiyecektir. Aslında yemeği sevip sevmediği sadece tamamını bitirmesinden anlaşılamaz. Tüketmek içgüdüsel bir dürtüdür, açlığın ürünüdür. Acıkmış bir insanın önüne bir kap yemek konulmuş olsun, o insan onu bitirsin tamamen. Sevdiği düşünülecektir. Sonraki öğün yine aynısı konulursa yine kap tertemiz olacaktır, bu sürüp gidecektir. Burada yemeğin tamamen sevildiği yada sevilmediği test edilemez, çünkü içgüdüsel bir görevi tamamlama gerçekleşir.

Kıyaslama yapabilmemiz için en az iki farklı meta el de olmalıdır. Farklılık göreceliliği doğurur. Farklı olan iki şey birbirine göre kıyaslanarak daha güzel ya da daha kötü olduğu söylenebilir. Gelelim eğitim konusuna; farklılaşma eğitimde de faydalı ve yararlı olacak kavrayabilme zamanını azaltacaktır. Burada iş tabi ki yetiştirici, yol gösterici, yönlendirici kişilere düşüyor.

Bu farklı kap yemek nedir peki? Kitaplar mı (roman, öykü, şiir, ders kitabı, test kitabı)? Hangi iletişim aracı doğrusu?

Kitaplar görsel iletişimin harf ve kelimelerle kullanılabildiği bir yöntemdir. Aslında görsel öğrenme daha etkili olduğu için yararlıdır. Ama daha lezzetli bir yemek varken neden bunu sunmuyoruz masada aç karın ile bekleyenlere?

Sinema...

Evet sinema. Nasıl bu kadar etkili peki?

Film sadece art arda gelmiş resim kareleri değildir. Duygu, düşünce, bilgi bu kareler arasında öyle güzel ahenkle dans ettirilir ki, bu lezzetten tadan farklı lezzetlerde aradığını bulamayacaktır.
 Sinema içine aldığı izleyiciye bir simülasyon içinde verilmek istenen duyguları ve düşünceleri, gerekli bilgileri en güzel şekilde servis eder. Bir film çoğu zaman damak tadını değiştirip, kişiyi farklı bir yöne yönlendirerek hem daha fazla bilgiye acıkmasını sağlar hem de içerdiği bilgi ile tok tutar.

Bir film bir hayattır, anıdır, hikayedir, ve bunlardan alınan derstir. Hiç bir film sadece izlenilip tüketilebilecek ve üzerinde düşünülemeyecek kadar basit değildir. Olamaz. Ama tabi ki daha iyileri her farklılıkta olduğu gibi filmler içinde geçerlidir.


İyi bir film algılamayı, öğrenmeyi ,eğitilmeyi, düşünebilmeyi kolaylaştırır. Var olabilmenin farkında olabilmeyi gösterir. İnsanın hayatının ne kadar kısa olduğu düşünülürse film onu en iyi kullanabilmek için gözlerden gizli bir fırsattır.

İzleyenler belli bir zaman sonra izletecek düşünceler fikirler de sunabildikleri için bir film gerçekten de değerlidir.