23 Ağustos 2012 Perşembe

Bisikletli Akşam, Sahilde!


Umut Tükenmez, Özgürlüğe Hasret Varsa!

Sahil akşamları ayrı bir güzel sessiz, loş ve daha bir deniz kokulu. Spor yapmak için sahile inmiş bisiklete binen ve koşan, bir bankta sevgilisi yanında çekirdek çitlerken birasını yudumlayan, ve tabi ki kalbini kırdığı sevgilisinin gönlünü almaya çalışan aşık erkek, sahilin kenarına oturup ayaklarını denize uzatmış sevgilisi ile ve ona sarılmış bir daha bırakmak istemezcesine. Evet sahil, karanlık örtüsünün kaplaması ile daha bir güzel aşıkların, sevdalıların ilk aşkları ve sevgilisi olan İstanbul'da.




Spor yapan insanları görünce buruk bir sevinç kaplıyor insanın içini. Bisiklet yolu olmamasına rağmen bisikletliler, yürüyenlerin, tek tük de olsa mangal dumanları ve olta misineleri, kancaları arasında koşanlar... Yaşanan bütün hayal kırıklıkları, bütün üzüntü ve hüzünlere rağmen hayata tutunmaya çalışıyorlar, betonların kıyısında betonlar ile boğazın serin suları arasında kalan bazen daracık bazen de kazıklarla denize doğru genişletilmiş kaldırımlarda. İnsanların hayata tutunmalarını izlemek, küçük çocukların çoşku ile hayata ilk adımlarına tanık olmak ayrı bir güzel, ılık poyraz okşarken yaşlı yüzleri ve hala umutlu dolu bakarken boğaza yorgun gözler.


Hele bir de akşama, poyraza ve enfeksiyona yakalanmış boğaza rağmen yüzmeye can atan yürekleri görünce, Üzülmeli mi? Sevinmeli mi? bilemiyor insan! Kirlilik sararken bedenlerini, ve sağlıklarına neşter vururken sevinmemeli dense de, yüzerken ki coşkular ve çabalar, yüzmenin onlara verdiği doyasıya yaşadıkları özgürlük, ve denize ve boğaza sarılmaya olan tutkuları, yüreklerinin umutla dolu olduğu gerçeği okunurken bu mutlu anlardan mutlu ediyor insanı.






























18 Ağustos 2012 Cumartesi

Hüzün!

Neden duyguları vardır insanların, neden bu duyguların esiri olmak zorundadır ki insanlar!
Peki bu duyguların hapis edeni, hüzün, nedir bu hüzün? Neden en etkileyici olanıdır, en mutluyken bir anda yutar o mutlulukları da esiri eder insanı?

Yaşanmamışlar, yaşanamamışların oluşturduğu duygudur hüzün. İçilemeyen bir bardak çayda bazen ortaya çıkarken bazen de uzak kalınan gülüşlerin hatırlanmasıyla ortaya çıkar. Temel olgu sevilen ile, aşk duyulan ile yeterince mutlu olunamamayış ve yaşanan mutlulukların devam etmemesi bir anı olarak kalmasıdır. Yaşanmayacaktır o anılar, mutlu olunamayacaktır bir daha o anlar kadar. O mutluluklara özlemin adıdır hüzün işte. En zor eylem olan sevmenin bir etkisiyle oluştuğu için en etkili duygudur hüzün.

Yarası vardır her insanın, tekrar yeşerince adı hüzün olur, bu bazen bir melodide, bazen bir vapur seyahatinde bazen de bir bardak çayda can bulur, tekrar büyür ve esir eder yaralıyı. Esiri olmak anlaşıldığı gibi çok kolaydır, kurtulmak ise zor bu duygunun. Kurtulamazsın unutmaya çalışırsın, bastırırsın duygularını ama asla unutamazsın. Hatırlamayı ertelersin sadece.

Sevmek güzel olduğu kadar acı vericidir hüzün. Umarım hüzün esiri etmez diyemeyeceğim çünkü biliyorum herkesin tutsağı olduğu bir sevda vardır ve bu da onu gelecekte hüzünlendirecektir.

Bekli de hüzün yoktur, yeterince sevmezsin, mutlu olmazsın hüzünlenecek kadar. Ama diğer insanlar etkiler, onların hüznü kıskandırır, cezbeder ve tetikler insanı. Ama bunun bile olabilmesi için, hüzün duygusunu tadabilmek için bir malzeme gerekli. Ne az mutluluk, sevinç, ne de çok mutluluk, sevinç gerçeği değiştirmez. Hüzün elbet esir edecektir. Belki de bu duygudan tat almasını bilmek gerekir, o duyguyla anılarını tekrar yaşamak da insanı mutlu eder üzerken. Mutlu olur, çünkü mutlulukları ve sevinçleri hatırlar, hüzünlenir çünkü bir daha o anları yaşayamayacağını düşünmenin verdiği üzüntü boğar ve nefes almasını engeller insanın.

"Keşke o günler geri gelse, bir kez daha yaşasam o mutlulukları" Kaybedilen, belkide kıymeti bilinmeyenin değerini sonradan anlayanın sözleridir, her hüzünlü gibi. Anılar, mutluluk dolu anıların değeri bilinmeli onlar fütursuzca heba edilmeli her anı güzellikler ve mutluluklar için de yaşanmalı. Yaşanmalı ki bir gün, o günler hüzünle hatırlanabilmeli ve keşke daha mutlu olmak için elimden geleni yapsaydım denmemeli. Değeri ölçülemeyecek mutlulukların özlemi hüzün, geleceği şekillendirecek kararlarda yol göstermeli, mutlu olunabilecek yollarda yürünmeli...

16 Ağustos 2012 Perşembe

Tutsak Sevdam!

Öyle kızıyorum ki kendime sen benden gittin gideli. Bir başka nefes alıyorum bir başka bakıyorum dünyaya seni görünce, gözlerini görünce. Yüreğimden gelir bir heyecan durduramam, sığmaz bedenime, baktığımda her güzel gözlerine. Anladım bir ömrüm var bir defa yaşayacağım bu dünya da ve o zamanı sadece seninle, ellerini tutarak gözlerine bakarak, saçlarını okşayarak, kucağına sığınarak yaşamak istiyorum.

Sevmek en zor eylemdir, yaşamak en kolayıdır. Bir çift göze bakmak onları görmek ve onlarla yaşlanmak ölmek istiyorsun ama bu mümkün olmuyor, yanında, ama bir o kadar da uzak. Düşünelim dünya yuvarlak 1 cm yanında sevdiğin duruyor ama arkanı döndüğünde dünyanın çevresinden 1 cm daha kısa bir mesafede duruyor işte öyle bir şey aşk da. Hem yanında dokunabileceğim, görebileceğin kadar hem de uzak da asla erişemeyeceğin kadar.

Vurdun beni kirpiklerin ile ok misali, nasıl kaçabilir ki bu tutsak dünyanın en güzel varlığından, hele en değerlileri o gözlerden. Söyle bu kısa, bir anlık ömür de senden daha değerli biri yokken benim daha isteyebileceğim ne olabilir ki? Ne dünya servetleri ne de manevi hazlar senin yerini sala dolduramaz, saçının bir teline değmez bunların hepsi bile.

Sevincim, çocukluğumun en büyük sevdası futbol da ayakkabıları parçalarken aldığım tat nerede! Artık tadı kalmamışsa giderim bende bu elden, öyle bir giderim ki hem de, asla bırakamadan seni arkam da seni senle bırakarak giderim.

Aşktır gardiyanımız
Zordur Yolumuz
Artsa da hasretimiz
Tükenmez sevdamız!

Yüreğim tutsağındır
Kollarım kelepçeli,
Sevdan derindir
Ömrüm gözlerine bağlı!

Ben de ömrümü ikinci aşkıma devrime, mücadeleye, özgürlüğe, ezilenlerin haklarını savunmaya adarım!

14 Ağustos 2012 Salı

Kömür İnciler!..

Kalbime yalnızlık çöktüğü zaman türkülere teslim olurum o gözleri bana anımsatan ezgilere, melodilere, hem de her defasında. Her insan gibi ben de yalnızlığım dan kaçamayıp zoraki  baş başa kaldığımda, onu dinlemeyi tercih ederim. Üzer belki bir bakmışsın, bir de bakmışsın alıp götürmüş seni okyanusta bir kayığın içine, çölde bir kaktüs misali. Yüreğim sisli, gözlerim nemlidir ve ellerim bom boş. Tutunacak bir kürek bile yokken o kayıkta, aklımın tek sahibi oluyor tutulduğum gözler ve gülüşler. Dalgalar savurduğunda, alabora olmaya izin çıkmıyor tutsak aklımdan. Ben limanından uzakta küreksiz bir kayık, dalgaların arasında, okyanusun ortasında.

Hayatımın tek sayfalık yaprağına sadece adını yazdım gözyaşlarımın mürekkebiyle, yüreğimin duvarlarına sadece o gözleri kazıdım, dokunmak istediğim tek şey olan saçlarınla. Çöldeki kaktüs olup boğuluyorum sular içinde, kayık oluyorum okyanusta yanıyorum ateşler içinde, düşündüğüm  kömürden incileri.

Biliyor ne kadar yalan söylesem de gönül o gözler olmadan yaşayamayacağını, yürüse de bedenim, sağa sola çarparak dolaşsa da bir ölü gibi divane divane. Yaşamak ya da yaşamamak! İhtimal olsa da bırakıp gitmek ümitleri, her gün kavuşma ümidini tekrar tekrar yeşertmek için var olmaya devam etse de beden, yürek nefes alamayacak ta ki kavuşana dek.

Sıcak sıcak  bakıp bir kez daha eritecekleri mi yüreğimi, acaba!