28 Kasım 2012 Çarşamba

Bazen, İstemek İstiyorum.

Yitmek istiyorum, gitmek,
Uçmak istiyorum, göçmek
Kurtulmak istiyorum, kaçmak,
Yürümek istiyorum, kaybolmak

Sevgi istiyorum, kirletilmemiş,
Sevda istiyorum, kullanılmamış
Mutluluk istiyorum, sömürülmemiş,
İyilik istiyorum, esirgenmemiş,

Aydınlık istiyorum, karartılmamış,
Vicdan istiyorum, kaybolmamış
Eşitlik istiyorum, sınıflanmamış,
Özgürlük istiyorum, ezilmemiş,

Hoşgörü istiyorum, doygunluk, tokluk, ariflik.

23 Kasım 2012 Cuma

Yumurta mı? Karanfil mi?


Protesto; göreceli olarak bir olaya ve duruma karşı aksi yönde tepki göstermek olarak tanımlanmaktadır. Muhalif görüşlerin sözle ifade edilmesine ek olarak eylemlerle de desteklenerek toplumsallaştırılmasıyla da protesto desteklenmektedir. Aktivizmin bir yolu olan protesto ile düşünceyi daha güçlü bir şekilde ifade etme, sesini daha çok duyurabilme ve daha etkili bir karşı duruşun var olduğunu gösterme gerçekleştirilebilir.

Protestonun şekli ve şiddeti muhalif düşüncenin gücünün anlaşılması açısından oldukça önemlidir. Peki ya muhalif düşüncenin içeriği ve amacı açısından protestonun şiddetli ve güçlü bir şekil de olması yarar sağlamakta mıdır? Protesto yöntemleri çoğu kez düşüncenin önüne geçebilmektedir. Herkes tarafından benimsenebilecek bir düşünce bile bazen yanlış protesto yöntemleri ile tepki toplamaktadır. İşte burada devreye terörizm girmektedir. Aslın da hangi davranışların terörizm olarak nitelendirilmesi gerektiği de tartışmalı bir konu olsa da, düşünceyi ifade edip düşüncenin gücünü gösterme ile protestonun şiddetini öne çıkarma arasında ki ince çizgiyi geçmemek gereklidir. Eylemler ve protestolar düşünce savunucuları tarafından özgürlük mücadelesi olarak nitelendirilebilirken karşı tarafın öne süreceği tez hazırdır; terörist eylemlerdir bunlar. Kişiler ise terörist olarak nitelendirilmektedirler nehrin karşı yakası tarafından. Peki o nehirde gemiler de olanlar, nehir üzerinde köprülerde olanlar, iki yaka da olup da karşı da olmak isteyenler, ve iki tarafta da tartışmayı uzaktan izleyip fikir sahibi olmak isteyenler ne düşünür bu çatışma le ilgili? Hangi düşünceyi benimsemeli, kendine yakın görüp önemsemeli? Özümseyeceği hangi düşünceyi desteklemeli? İşte asıl dikkatlerin toplanması gereken nokta burasıdır. Bu kesimlere düşünce akıllıca ifade edilebilir, gerçekliği, haklılığı ve doğruluğu anlatılabildiği zaman muhalif düşünce destekçi bulup hak ettiği değeri kazanacak ve görecektir. Eylemler haklı olunan durumlarda haksız görünmemek açsından mantıklı bir şekil de tanımlanmalı ve bu yönde bir yol haritası hazırlanmalıdır. Aksi taktir de çamurlu bir çukur içinde debelenip durmaktan başka bir işe yaramayacaktır protestoların gölgesinde kalan düşünceler.

Gelelim günümüzün en popüler protesto biçimi olan yumurta atma eylemlerine. İfade etmeye çalışılan düşünce perspektifin de bu eylem de çoğu kez düşüncenin önüne geçebilmektedir. Hele ki kapital düzen de ki var olma amacı kapitalizme hizmet olan medyanın yumurtalı protesto eylemlerini yansıtma tarzını da düşünecek olursak bu eylemler düşüncenin kat kat üstüne çıkmaktadır.
Peki yumurta yerine karanfil atabilsek nasıl olurdu tablo? Kirlenmezdi, en önemlisi de işte bu. Düşüncemizi eylemin şekli ile kirletmemeliyiz. Karanfil atılırsa hem bir fiziki zarar vermez ve protestonun amacına gölge düşürmez hem de gerçekleştirilen eylem nedeniyle düşünce arka planda kalmaz ve yeri geldiğin de tepki de çekmez. Aksi takdir de eylemi bu olanın düşüncesini nasıl benimseyelim hatta anlamaya çalışalım denebilir.

Yumurtanın karşıdakini aşağılamak ve pisliğe bulamak gibi bir metaforu olduğu görülmekte. Bu eylem fiziki bir zarar verdiği için tepki toplamaktadır.  Aslında verilmek istenen zararın fiziki değil fikri olması gerekirken düşünceyi de karalamakta ve fikri çelişki yaratmaktadır. İyi bir şeyi kötü bir eylemle elde etmeye çalışmak oldukça çelişkili ve gayet de ironik bir durumdur. Yapılması gereken fikirleri aşağılamak ve o fikirleri pisliğe bulamaktır. Bu şekilde belki protestolar amacına ulaşabilir. Aksi taktir de orada ha yumurta atmışsın ha molotof kokteyli demezler mi adama. Yumurta atmanın bomba atmaktan farkı yoktur. Süreci çözümsüzlüğe itmekten başka bir işe yaramaz.

Protestomuzu da düşünce eksenin de yapabilirsek belki çatışmacı iletişim anlayışını da ortadan kaldırabiliriz. Bize tokat atana biz de tokat atarsak ne değişecek ki? Biz eğer bir karanfil uzatabilirsek o zaman işte protestonun yeni şekli daha fazla etkili olacak, daha fazla konuşulacak, tartışılacak ve böylece fikri protestoyu gerçekleştirmiş olacağız. Düşünce aydınlanması bu yeni adım ile diğer beyinlerde de ortaya çıkacak ve protesto amacına ulaşacak. Protestonun şekli taktir toplayacak, düşünce ön yargısız değerlendirilebilecek. Hak ettiği gibi değer gören düşünce kendine yeni beyinler de yaşama imkanı bulacak. Ortada duran en büyük sorun ön yargılardır. Ötekine giydirilen kalıplardan ötürü düşüncelere de ön yargıyla yaklaşılması zaten çözümsüzlüğün başlıca nedenidir. Tokat atan dan da farklı olacağız ki, muhalif düşünceye sahip olmamızın en büyük nedeni de zaten bizim karşımız da ki zihniyetten farklı olduğumuzu ve daha iyisini yapabileceğimizi düşünmemizden ileri gelmektedir. Gerçekten de onun gibi olursak düşünmenin ne anlamı kalırdı ki, zaten düşünememiş olurduk. Ayrıca onunla aynı kulvarda mücadele edeceksek bu tam da onun istediği bir şey olacaktır. Çünkü onu yaratan sistemin devamlılığını sağlamak için katkıda bulunacağız ve dolaylı olarak muhalif olduğumuz düşünceye hizmet edeceğiz. Değiştirmek istiyorsak ilk önce biz değişmeliyiz. Farklı bir düşünce yarattığımızı ve ortaya koyduğumuzu söylüyorsak önce biz farklı olmalıyız ki söylediklerimizin inandırıcılığı yüksek olsun. Değişerek meşru olmanın yollarını aramalıyız.

Şimdi sormak istiyorum; karanfil mi atalım yoksa yumurta mı? Daha da ilerisi hiç bir şey atmayalım konuşmayı, diyalog kurmayı mı deneyelim? İkinci basamağa adım atmak için ilk önce ilk basamağa adım atmalıyız ve çıkmalıyız, ikinci basamağa direk adım atacak ne gücümüz ne de bir demokrasi birikimimiz olmadığı için.

16 Kasım 2012 Cuma

Capital Media!

Medyanın özgürlüğü üzerine düşünüldü, tartışıldı ve konuşuldu, sonuç hep aynı. Değişen bir ey olmadı herkes kendi görüşünü söyledi ve savunmaya devam ediyor. Medya da büyümeye devam ediyor.

İTÜ de asistanların 50/d kadrosunun şartlarının değişmesi ile kadrodan ve işten çıkarılmaları medyada yeterince yer bulmadı. Yer bulabilen haberler ise oldukça rezalet denebilecek şekilde insanların haklarını elde etme mücadeleri gibi kutsal bir direnişle dalga geçmekteydi. Protestodan, alınan hakların geri istenemsinden ziyade haberde kampüs için de ki yeşil doğa örtüsünde bulunan bir kelebeğe dokunmak isteyen bir öğrencinin resmi direniş resmi olarak verildi. Kelebek görenleri büyülemiş. Ne kelebeği, belgesel mi çekiyorsunuz? Ya da üstlerinize çaktırmadan görüntüleri belgesel kanallarına mı satacaksınız? Asistanlar bu haber üzerine balonlardan kelebek kanatları takarak, hem bir gönderme yapmak istediler hem de, kelebekler direnişten ve haklardan önemliyse bizde kelebek olduk bizim sorunlarımıza da değinin demek istediler bir nevi.

Görüldüğü üzere kapitalin medyası hiç bir zaman gerçek ve doğruyu göstermedi ve de göstermeyecek de. Buradan genç gazeteci ve iletişimci arkadaşlarıma seslenmek istiyorum, bırakın bu yalanın doğrumu gerçek mi olduğunu. Siz gerçekten doğruları ve yalnız doğruları görün ve göstermeye çalışın.

İTÜ de haklarını arayan mağdur asistanların da dediği gibi direne direne bir gün mağdur insanlar kazanacaklar. Tek başına da değil hep beraber kazanacaklar. Hakların geri iadesi konusun da bir çözüm bulunmadığı taktirde bunun bu direniş günlerin de derin yaralar açacağı ve ülke genelindeki direnişle bütünleşerek bir gün daha büyüyeceği direnişin aşikardır. İTÜ de ki direnişi selamlamak ve haklarının bir an önce iade edilmesini istiyorum. Umarım özgür medyanın güçlü olduğu günler görürüz.

3 Kasım 2012 Cumartesi

Medya Free?

İletişen Değil İleten Medya

İletişim kurabilmek ne kadar da kolaylaştı günümüz de. 14 milyar yaşında ki dünyamızı düşündüğümüzde çok değil yüz yıl öncesine gidildiğinde iletişimin zorlukları hakkında sayısızca şey söylenebilir. 20. yüzyılın başında sadece gazete ve radyo ile kısıtlı olan iletişim günümüzde televizyon, internet, bilgisayar ve bilişim teknolojilerinin gelişmesi ve yaygınlaşması ile akıl almaz derece de en ücra köşede ki insana bile ulaşmada dünya da büyük bir silah haline geldi. İletişim araçları doğası gereği etkili birer kodlama aracına dönüştü. Verilmek istenen mesajı kodlamak yeterli, toplumların kılcal damarlarına kadar işleyen taşeron düşünürler bu mesajları sağlam görünen ayaklar üzerine kuruyor gibi görünerek toplumu içten fethederler. Ama kurdukları ayaklar en ufak bir rüzgarda sallanmaktadır, ki etrafına rüzgar panelleri kurmak ile asıl olan ve kaçınılmaz olacak olan yıkımın yaklaştığını gizlemek isterler. Bazen ayakların etrafı o kadar güçlü kapatılır ki, ayak içeride çürüse ve çökse bile dışarıdaki makyaj asla orada bir ayak olmadığını göstermez bunu hep gizler.

Siyaset malumunuz, bir de siyasal iletişim vardır ki bu da günümüzün şartlarında ortaya çıkan yeni bir terimdir. Siyasal iletişim; siyasi amaçlar doğrultusun da kitleleri ikna etmek, desteklerini almak ve katılımlarını sağlamaya çalışmak uğraşının adıdır günümüzde. Siyasal iletişim kavramının siyasetin en sevdiği kelime olan propaganda kelimesini bile aşabilen bir derinliği vardır. Propaganda eti etme kavramı iken iletişim ise bir danışmanlık kavramı olarak daha kapsayıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor. İletişim kitleleri daha fazla hedef alır ve etkiler hale geldi. Günümüzde iletişim araçlarının bu etkinliği ile tek yönlü propagandanın olması ve hala çalışabilmesi düşünülemez bir gerçekliktir. İletişim tek yönlü propaganda yerine karşılıklı diyaloğu çağrıştıran bir anlam içermektedir. Katılımcılık ve saydamlık günümüz siyasetinin vazgeçilmezleri olmuştur. Bu iki kavram eski siyasal eğilimlerin, tek tip ve dayatan anlayışın yerine karşılıklı diyalog halinde iletişilecek olanın talepleri doğrultusunda bir mesaj hazırlanması da yeterince sağlandığında başarıyı ve siyasetin kaybettiği değeri yeniden sağlayabilir.

Peki siyaset bunu nasıl yapar insanlar anlamadan? Siyaset iletişim silahını nasıl kullanır?
Güçlü olan siyaset de söz sahibi olanlardır, bu kesimler her alanda iktidara sahip olan kişilerdir, muhalefetin lideri bile güçlü olandır. Siyasal düşünce kendini hedef kitleye anlatabilmek için karşılıklı diyalog içinde olamayı, onların sorunlarını dinlediğini göstererek ortaya koymaktadır. Artık iletişim çift yönlüdür. Böylece daha etkili bir hale gelmektedir bilişim teknolojilerinde ki gelişmeler nedeniyle. Siyasal iletişim günümüz de etkinliği hiç tartışmasız derecede çok güçlü olan medyayı etkilemek ve mesajlarını bu yolla hedef kitleye ulaştırmak, etkilemek ve geri dönüş almak çabasındadır. Siyasal gruplar her alanda kendi hedef kitleleriyle katılımcı ve saydam bir iletişim kurmak çabasındadır ki siyasal güce sahip olabilsin. İleşim, kitleleri uyarmak için kullanılan araçların kullananlar tarafından gerçeğin değil de verilmek istenen mesajın nasıl iletişim araçlarıyla aktarılacağıyla ilgilenir. Gelelim medyaya, tabi ki güçlü olanın yumruğu altında ezilmemek için kendine söylenenleri verilen mesajları istenilen doğrultuda iletmek görevindedir medya. Medyanın görevi iletişim değil iletimdir. Medya var olan siyasi güçlerin etrafında nemalanmak istercesine kümelenmiş bulunmaktadır. İletim görevi olan medya iletişim olarak kendisini kullanmak isteyen duyarlı ve gerçeği ifade etmek isteyen düşünceleri de sindirmektedir.

Medya özgür müdür? Medya özgür olmak istemiyor ki medyanın görevi ve amacı verilen mesajı iletmektir, medya asla özgür olmak çabasında değildir ve doğası gereği bir özgürlük arayışında bulunması da görevi değildir, böyle bir arayış içinde olması da beklenmemelidir. Medya özgür olamaz, çünkü medya bir sermayenin sahip olduğu hazinedir, ve sermaye bu hazinesinin güç karşısında erimesini değil hatta daha fazla büyümesini istemektedir gücün yanında olarak. Tabi ki güç ekonomik güç ile çok yakından alakalıdır. Güç medyanın sahibi olan sermayenin kaynağıdır ve böyle bir kısır döngü var olduğu sürece medyanın özgür olmasını beklemek, ve asıl işi olan iletimden vazgeçmesini beklemek akıl dışı ve mantıksızdır.