30 Kasım 2013 Cumartesi

Ey özgürlük

Gel artık özlediğimiz beklediğimiz
Gel artık uğruna fedakarlık ettiğimiz
Gel artık hasretlik çektiğimiz
Gel artık Ey Özgürlük

Gel artık peşinde koştuğumuz
Gel artık yüreğimizde koşturduğumuz
Gel artık sevdasına tutuştuğumuz
Gel artık gel Ey Özgürlük.

3 Kasım 2013 Pazar

İroni Neslinide Tükettik

Nesli tükendinsanilan Anadolu Leoparı Diyarbakır'da vurulmuş.

Ne güzel degil mi nesli tükenmemiş. Ne kadar da mutlu olduk bu haberi okuyunca değil mi?

İroniden trajediye dönmüş olay artık. Haberi bu şekilde duyurmak mı, duyunca ilk tepki olarak srvinmek mi? Daha sonrasında üzülmek mi ironik olan? Yoksa gercekten de bir trajedinin icinde mi yaşıyoruz?

21 Ekim 2013 Pazartesi

Sahneye Değil Sınıfa!

  Küçük Şarkıcı Değil Büyük Düşünür

Televizyon, daha renklisini bulamazken bir anda hayatımızın vazgeçilmezi haline gelmedi mi? Ne kadar çabuk gelişti ve ilerledi teknoloji öyle değil mi? Dört kanal ve bir tane de açma kapama düğmesi olan ve karşısına akşam ajans saatinde heyecanla oturulup, eğlence, müzik programlarının beklendiği, küçücük bir dünyaya sahip çocuğun hayal dünyasını tamamen ele geçiren o kocaman kutular şimdilerde neredeyse kağıt inceliğinde pazarlanmaya devam edilmiyor mu? Pazarlanan sadece camdan bir tüpe sahip olan ve camında Zeki Müren'in sanat müziği söylediği kutu muydu her zaman? Ekranın bir de görünmeyen bir yüzü vardı aslında hep. Şimdi birazda ekrana arksından baksak fena olmaz dimi?

İletişim araçlarınin ve de bunların en yaygın ve önemlilerinden biri olan televizyon ne gösterdiyse doğru sayıldı, nasıl söylediyse o yöntem doğru kabul edildi, nasılda yaşam tarzını dayattıysa bu şekiller çerçevesin de geçirildi televizyonlu ilk yıllar. Teknoloji deki gelişmelere müteakiben letişim kanalları değişti ve yenileri eklendi. Televizyon popüleritesini yitirmiş gibi görünsede o artık iletişim için ilk göz ağrısı ve cefakar bir önder olarak putlaşmış bir noktada kalmaya devam etti.

Gelelim televizyon kutusunun icine hapsetmek pahasına bizlere pazarladığı simülasyon dünyasının emekçi tutsaklarına. Pazarlanan bazen emekçinin kendisi olduğu gibi bazende emeğin kendisi veya mesajlardır. Emeğin ve mesajların pazarlanması kabul edilebilir gibi görünsede yıllardır televizyonda emekçinin pazarlanmasını bir ironi içinde izlemekle yetiniyoruz.

Eğer bu emekçi daha 12 yaşında hayal dünyasını ve ufkunu genişletecek oyunlar oynaması, resimler yapması, okuması ve eğitilmesi gereken bir çocuksa bu ironi bir trajediye dönüşüyor. Çocuk gelinler olmasın dediğimiz günlerde çocuk şarkıcılar yaratmak birazda iki yüzlülük gibi durmuyor mu? Bir çocuk şarkıcıya gece yarısı talk-show programında hayali sorulduğunda ne tesadüf ki o yaştaki çocuğun hayali daha fazla düğünler,eğlenceler ve sünnet düğünlerinde şarkı söyleyerek annesine ev almak oluyor. Bir yavrunun annesine bu hediyeyi sunmak istemesi çok doğal ve masum görünsede onu eğitimden uzaklaştıracak bu gibi eğilimler aslında bir arzunun kölesi yapacaktır onu. Ailesi bu gurur tablosuyla hayırlı bir evlat yetiştirebilmenin elzemini n farkında olduğunu düşünsede bu acı gerçeği değiştirmeyecektir. Bizlerde bu genç şarkıcımızla gurur duyuyor, ne kadar iyi kalpli bir yavru olduğunu düşünerek hayırlı evlat damgasını yapıştırıyoruz, ülkece hepimizin hayırlı evlada ihtiyacı olduğu şu günlerde. Bu davranışımız ile övünmeli mi yoksa utanmalı mıyız?

Her çocuk Büyük Şarkıcımız gibi yenilerininde adını tarihin sayfalarına Küçük Sanatçı diye kaydedeceğiz. Sonra unutacağız. Çünkü o çocuk büyüyecek. Belki de ileride adını kötü olaylarda duyuracak. Masumiyet kayboldukça çocuklarda pazarlanacak ne ses kalır nede başka bir yetenek. Genç starlarımız popüleritelerini yitirdiklerinde yaşadıkları tiyatronunda sonuna geleceklerdir. Ama perdenin kapanmasıyla herşeylerini kaybedecekler ve kendilerine saygı duymayacaklar. Sonunda onlarda hayattan koparılmış ve uzaklaştırılmış diğer emekçiler gibi bir kenara atılacaklardır. Popüleritesini yitiren her ürün, pazarlanmaya değer her malzeme gibi mesaj taşıyamaz hale geldiklerinde kaybetmenin ne demek olduğunu daha yeni tatmış olacaklar ki bu da genç yaşta tecrübe edilemediği için onları sudan çıkmış balığa çevirecek. Filmin sonu kendilerine zarar vermeye başlamalarıyla gelecektir. Ve o masumca ev alma dileğiyle gönüllerde taht kuran melek artık zamanla gözlerde bir şeytana dönüşecektir.

Çocukların yeri simülasyon içindeki sahneler ve televizyonlar değil, okul sıraları, bahçeleri, oyun alanları, çocuk parkları ve kütüphanelerdir. Çocuklar bu hapishaneden kurtarılmalı ve okullarına dönmelidirler sahnelerin yerine.

5 Nisan 2013 Cuma

Çözüm Sürecinde Bir Şeytan

Şu güzelim bahar günlerinde ülkemizde barışın konuşulması, siyasete baharın gelmesi vicdanı olan herkesi mutlu ediyor. Yıllardır kanayan bu yaranın artık tedavi edilmesi günümüzde olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Keşke diyor insan, keşke daha önce halledilseydi bu sorun. Artık keşke dememek için hepimizin önünde bir fırsat duruyor.

Peki neden şimdi? Diye sormak ihtiyacı da ortaya çıkıyor. Belki şartlar çözüm için günümüzde olgunlaştı. Belki de bu bazı güçlerin ihtiyaç duyduğu bir gerekliliktir.  Iyimser olup ilk olasılığı düşünmek, baharın etkisiyle mutluluğu tercih etmekten kaynaklanıyor ya da gerçekten buna inanılıyor olmaktan ileri gelen bir sonuç olabilir.

İkinci senaryoyu biraz açacak olursak  siyasette her olasılığın olabileceğini ve spekülasyona açık olduğunu görebiliriz.  Hadi biraz şeytanın avukatı olalım.

Neden şimdi,  neden bu gün?  Herşey güllük gülistanlık mı? Şartlar gerçekten olgunlaştı mı?

Ekonomik kriz günümüzde ülkemizin ya da bölgenin bir sorunu değildir sadece, artık küresel bir krizdir. Resme büyük çerçeveden bakabilirsek artık kapitalizmin oldukça sıkıştığını sömürü kanalı kalmadığını görebiliriz.  Dünya da sömürülmeyen toprak insan ve halk kalmadı.  Yıllardır kapitalizmin ugrayamadığı hatta kaçtığı bir coğrafya artık paranın ışığı ile aydınlanan gözlerin görüşüne girdi.  Bir kazma bile vurulmamış bir bölge artık oldukça cazip gelmektedir.  Bir de geleceğin dünyadaki sorununun uğramayacağı bir cografya düşünün. Gelecek 30 yıl içinde dünya genelinde bir su sıkıntısı sorunu olacağı son araştırmalar sonucunda bilim adamları tarafından yapılan açıklamalarda görülmektedir.  Küresel ölçekte yıllardır medeniyetlerin yaşam merkezi olan bu coğrafyanın tercih nedeni güzelliği ve havasının temizliği degildir. Tercih edilmesinin nedeni bu coğrafyanın oldukça verimli olmasından ileri gelmektedir. İnsanlar sömürülmemiş, toprak ve kaynaklar bir hazine olarak sahiplenililip paylaşılmamıştır. Şimdi kapitalizmin gözü bu toprak, kaynak ve insanlarda. Sorunun çözümü ile yeni yatırım ve istihdam olanakları adı altında kapital bu bölgede yeni bir pazar elde edecektir. Liberal dünyada bu kaçınılmaz bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilinmeyen yeraltı kaynakları sorunun çözümünden sonra bilinir olacaktır. Tükenmeyen su kaynakları sorun öncesinde elde edilecek.  Sorun nedeniyle üretime katmayan iş gücü sömürülmeye başlanacak. Kazma vurulmamış topraklar betonla örtülecek ve temiz hava üretim dumanları ile kaplanacak. Barışın bahar havası dumanla kaplanacak.

Ülke ölçeğinde yeni projeler yeni inşaatlar yapılacak. Ucuz iş gücü kullanılabilir hale gelecek.  Küresel güçlerin yönlendirmesi olmasa dahi ülkenin kapital hesapları yine bu kaynakları kullanmak için sorunu çözmeye itecek kendi kendini. Dünya % 1 büyürken % 2 nin ülke için sert fren olarak yorumlanması büyüme için yeni yönelimlerin gerekli olduğunu göstermektedir.

Görüldüğü gibi sorunun çözümü nedenleri farklı olsa da ülke ekonomisinin büyümesine katkı verecektir. Bu da küresel anlamda kapitale hizmet edecektir.

Sorun çözüm nedeni ne olursa olsun çözülmelidir.  Gerek bölge gerekse ülke halkı için bu bir gerekliliktir.  Kazanan sadece kapitalizm olmayacak ve verilen haklar insanlar için, daha iyi bir geleceğin umudu olacaklardır. Ama bu geniş çerçeve ile bakılarak gelecekte ortaya çıkabilecek sorunlar için hazırlıklı olunmalıdır.  Verilen haklar da gelecek sorunların çözümü için önemli birer mücadele aracı olacaklardır.

Sureç ve çözüm hepimiz icin hayırlı olsun.  Umarım yeni bir bakış açısı getirebilmişdir.  Moral bozukluğuna ve telaş a gerek yok. Süreç ülkemize ve bölgeye bir bahar getirecektir. Sadece biraz daha geniş düşünmek ve ortaya çıkabilecek sorunlara kafa yormak daha sağlam adımlarla yürüyebilmek için yardımcı olacaktır.

Desteği ve çabası için sayın Başbakanımız a teşekkür etmek gerekir. Teşekkürler Başbakanım ne olursa olsun çözüm icin çabaların ve destegin için.

14 Mart 2013 Perşembe

İTÜ 50d Sorunsalı

İTÜ de 50d ile mağdur olan asistanlar günlerdir devam eden direnişlerine el ele vererek durmadan, yorulmadan güç katıyorlar. Paylaşılan lokmalar, havada uçuşan kahkaha ve gülücükler, kol kola cekilen halaylar, beraber edilen danslar nispet yaparcasına birliği pekiştirirken, kıskandıran, bu birliği faşizan beyinlere bir kez daha çarparak direnişin gücünü gösteriyor.  Aylardır devam eden hak mücadelesi umudunu artırarak devam ediyor.

Yapılan etkinlikler ve bu etkinliklere katılımın ve ilginin etkisiyle direnen yürekler için her yeni doğan güneş bir umut ışığı oluyor. Bu ışığa akademisyen ve öğrencilerin verdiği destek ile geleceğin karanlık yolu bir anda aydınlanıyor beyinlerde. Kapitalin kılcal damarlara kadar girdiği bu günlerde yanan bu ışık yoldan geçen devrimciye bile bir umut oluyor yeri geldiğinde.  Bir kıvılcıma muhtaç devrimci için bu ışık bir hazine gibi parıldıyor. Beyinlerde ki Işıldayan her düşünce kapitalin karanlığına bir bomba gibi düşüyor.  Direnen beyinler unutmamalı ki tek bir kıvılcım bile karanlık düzenin aydınlanması için yeterlidir. Direnenin tek silahlı olan birlik zayıf görünse de en etkili silahtır. Her ekilen ağaç gibi her direnis de bir gün meyvesini vetecektir.

Havaların da düzelmesiyle etkinlikler de arttı.  Dolayısıyla direniş de daha eğlenceli daha coşku dolu bir hal aldı.   Bu akşam ılık hava film gösterimi için oldukça uygun bir  ortamın oluşmasında yardımcı bir unsur oldu. Çekirdeğini alan ekranın karşısında uygun bir yer alıyor.  Oluşan birlik sanki direnişin gücünü gösteriyor. Direnen yürekler bir olmuşcasına çitliyor çekirdekleri aynı anda tüm güçleri ile.  Göğüs gerdikleri zorluklar gibi tek tek kırıyorlar çekirdekleri, bir bir yeniyorlar sorunları tek bir ses olarak.

Emek en kutsal değerdir insan için. En değerli varlık etmektir. emekçinin emeğini çalmak asırlardır çağdaş olan bir düşünce kurumuna yakışmamaktadır. Her zaman bir çözümün olduğu düşünülerek bir çözüm istenmediği varsayımını çıkarmak bile hiç de önemsenmeyecek bir çözümsüzlük ve yok etme politikasının var olduğunu ortaya koymaktadir. Çözümü inkar politikası günümüzün popüler bir yöntemidir. Düşünce üreten bir kurumun bile bu kadar kapitalist bir yaklaşım ile idare edilmesi emekçi halkın geleceği için kaygı verici bir sömürü düzeninin yaşadığını gözler önüne sermektedir. Sömürge dünyaya umutla bakan gençlerin, çocukların geleceğini mahvetmektedir. Sömürgeye karşı emeğin kardeşliği büyümelidir. Asistan dayanışması bu kardeşliğin yeşermesi için bir örnektir ve bunu bir tetikleyici olarak görmelidir emekçi. Direnmenin ne kadar önemli olduğunu ve bir gün meyvesini verecegini bilerek hareket edilmeli ve karanlığa şimşek gibi çakacak umut asla yitirilmemelidir.

19 Şubat 2013 Salı

Çözüm, Çözmek İstemektir

Duygularım ve ben, yine bir buluşma, yine yüz yüze. Bir yanım mutluluk bir yanım üzüntü dolu. İki si de birbirine bağlı. İki si de öbürü olmadan kendisinin de olamayacağını haykırıyor suratıma. Neden peki bu karşılaşma? Nedeni ne bu buluşmanın? Hasret değil ya! Muhabbetin konusu üzüntüleri mutlulukla yenebilmek, zorluklarla mücadele ederek de bir şeyler yapılabileceğini mutlu olunabileceğini gösterebilmek.

İnsan ürettiği, ortaya koyduğu düzenin hakimi olabilir. Sorunları üreten insan ise çözüm üretebilen de insandır. İşte sorunlar sizlerin egemen duygu olma savaşını ele geçirmek istediğiniz mutluluk kazanacak. Ele geçirilen üzüntüler olacak. Bu kararlılık gösterilebilirse sorunlar da çözülür.

Kararlılık hakim olsa da kimi zaman ne yapılacağı konusun da bir çıkmaza düşebilir insan. İşte o zaman ne yapacağını bilemezsin. Zamanla mı çözülür bütün sorunlar? Yoksa insan sorunlarla yaşamaya alışarak onlara alışır mı? Sorunlarla yaşamaya alışmak kabul edilemez bir teslimiyettir. Zaten bu sorunlarla yaşamak hayatın bir parçası olarak düşünülürse, bu doğanın bir kanunu olarak görülürse o zaman sorunlarla mücadele etmenin bu iradeyi göstermenin hatta sorunun var olduğunu görebilmenin ne anlamı kalır ki. Sorunlar çözülmelidir, tabi ki bir sorunun var olduğu görülebiliyor ve kabul ediliyorsa. Bu çıkmaz da ne yapılabilir ki diye düşünmeden edemez insan. Peki ya ne yapmalı?

İnsan kendi gücüne inanmalı, sorunu ortaya koyabiliyorsa mutlaka çözümü de üretebilir. Belki bakış açısını değiştirmeli belki de yöntemini ama mutlaka sorun çözülecektir. Çözülmelidir ki buna olan umut azalırsa işte dünya yıkılmaya başlar düşünen başlara. Yılmadan, bıkmadan mücadele etmek gereklidir. Zamanla çözülmesi  istenmese bile en kısa zaman da çözebilmek için çaba gösterilmeli, daha çok çalışılmalı. İnsan kendi çözümsüzleştirme çabalarını yenebilirse sorunu gerçekten çözebilir.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Aşk Umuttur

Boşluk, doluluk içinde boşluk, mutluluk içinde bir hüzün, hem cennet hem cehennem. Bazen bir mutluluk doldurur kalbini, bazen ise bir korku kaplar. Kaplar ki nefesi boğazına dizilir, kalbi delice çarpar, sanki damarlarında ki kan fışkıracak, damarları patlayacaktır. Belki adı korkudur, belki çaresizlik. Adı her ne olursa olsun, elden sevmekten başka ne gelir ki?.Sevmekten, daha çok sevmekten başka insan ne yapabilir ki? Umut kaybedilmez ise karanlığa da bir gün güneş doğar, cehennem cennete döner. Korku yerini güçlü bir bağa bırakır. Korkuları bir kenara bırakıp sevgiye güvenmeli, aksi takdirde tohum daha yeşermeden çürür gider. Sevmek yüreğe bağlanmaktır, yüreğin iyiliğini görebiliyorsan içinde korkuya yer kalmayacaktır.

Aşk, en yücesidir insanın yaşadıkları arasında, kimini divane kimini avare eder. Aşktır mutluluktan gözleri kör eden de, üzüntüden karalar bağlatan da. Bir defa yaşarsın hayat gibi. Aşık olmak ömür içinde ömür gibidir. İnsan yeniden doğar, aşk giderse ölmeden ölür.

Sevmek bu kadar değerlidir. Ve bir kereye mahsus bir ayrıcalık olduğu için de, sevilene duyulan en yücesidir sevgilerin. Tek bir kapı açar sevgi sana, geçebilirsen cennete ulaşırsın, geçemez isen cehenneme kapatır seni. Sevmek bu kadar zor ve değerliyken insan kıymetini bilmeli elindeki hazinenin. Her şeye  karşı korumalı insan sevgisini, öngörülü olmalı korumak için sevgisini, aşkını.