Küçük Şarkıcı Değil Büyük Düşünür
Televizyon, daha renklisini bulamazken bir anda hayatımızın vazgeçilmezi haline gelmedi mi? Ne kadar çabuk gelişti ve ilerledi teknoloji öyle değil mi? Dört kanal ve bir tane de açma kapama düğmesi olan ve karşısına akşam ajans saatinde heyecanla oturulup, eğlence, müzik programlarının beklendiği, küçücük bir dünyaya sahip çocuğun hayal dünyasını tamamen ele geçiren o kocaman kutular şimdilerde neredeyse kağıt inceliğinde pazarlanmaya devam edilmiyor mu? Pazarlanan sadece camdan bir tüpe sahip olan ve camında Zeki Müren'in sanat müziği söylediği kutu muydu her zaman? Ekranın bir de görünmeyen bir yüzü vardı aslında hep. Şimdi birazda ekrana arksından baksak fena olmaz dimi?
İletişim araçlarınin ve de bunların en yaygın ve önemlilerinden biri olan televizyon ne gösterdiyse doğru sayıldı, nasıl söylediyse o yöntem doğru kabul edildi, nasılda yaşam tarzını dayattıysa bu şekiller çerçevesin de geçirildi televizyonlu ilk yıllar. Teknoloji deki gelişmelere müteakiben letişim kanalları değişti ve yenileri eklendi. Televizyon popüleritesini yitirmiş gibi görünsede o artık iletişim için ilk göz ağrısı ve cefakar bir önder olarak putlaşmış bir noktada kalmaya devam etti.
Gelelim televizyon kutusunun icine hapsetmek pahasına bizlere pazarladığı simülasyon dünyasının emekçi tutsaklarına. Pazarlanan bazen emekçinin kendisi olduğu gibi bazende emeğin kendisi veya mesajlardır. Emeğin ve mesajların pazarlanması kabul edilebilir gibi görünsede yıllardır televizyonda emekçinin pazarlanmasını bir ironi içinde izlemekle yetiniyoruz.
Eğer bu emekçi daha 12 yaşında hayal dünyasını ve ufkunu genişletecek oyunlar oynaması, resimler yapması, okuması ve eğitilmesi gereken bir çocuksa bu ironi bir trajediye dönüşüyor. Çocuk gelinler olmasın dediğimiz günlerde çocuk şarkıcılar yaratmak birazda iki yüzlülük gibi durmuyor mu? Bir çocuk şarkıcıya gece yarısı talk-show programında hayali sorulduğunda ne tesadüf ki o yaştaki çocuğun hayali daha fazla düğünler,eğlenceler ve sünnet düğünlerinde şarkı söyleyerek annesine ev almak oluyor. Bir yavrunun annesine bu hediyeyi sunmak istemesi çok doğal ve masum görünsede onu eğitimden uzaklaştıracak bu gibi eğilimler aslında bir arzunun kölesi yapacaktır onu. Ailesi bu gurur tablosuyla hayırlı bir evlat yetiştirebilmenin elzemini n farkında olduğunu düşünsede bu acı gerçeği değiştirmeyecektir. Bizlerde bu genç şarkıcımızla gurur duyuyor, ne kadar iyi kalpli bir yavru olduğunu düşünerek hayırlı evlat damgasını yapıştırıyoruz, ülkece hepimizin hayırlı evlada ihtiyacı olduğu şu günlerde. Bu davranışımız ile övünmeli mi yoksa utanmalı mıyız?
Her çocuk Büyük Şarkıcımız gibi yenilerininde adını tarihin sayfalarına Küçük Sanatçı diye kaydedeceğiz. Sonra unutacağız. Çünkü o çocuk büyüyecek. Belki de ileride adını kötü olaylarda duyuracak. Masumiyet kayboldukça çocuklarda pazarlanacak ne ses kalır nede başka bir yetenek. Genç starlarımız popüleritelerini yitirdiklerinde yaşadıkları tiyatronunda sonuna geleceklerdir. Ama perdenin kapanmasıyla herşeylerini kaybedecekler ve kendilerine saygı duymayacaklar. Sonunda onlarda hayattan koparılmış ve uzaklaştırılmış diğer emekçiler gibi bir kenara atılacaklardır. Popüleritesini yitiren her ürün, pazarlanmaya değer her malzeme gibi mesaj taşıyamaz hale geldiklerinde kaybetmenin ne demek olduğunu daha yeni tatmış olacaklar ki bu da genç yaşta tecrübe edilemediği için onları sudan çıkmış balığa çevirecek. Filmin sonu kendilerine zarar vermeye başlamalarıyla gelecektir. Ve o masumca ev alma dileğiyle gönüllerde taht kuran melek artık zamanla gözlerde bir şeytana dönüşecektir.
Çocukların yeri simülasyon içindeki sahneler ve televizyonlar değil, okul sıraları, bahçeleri, oyun alanları, çocuk parkları ve kütüphanelerdir. Çocuklar bu hapishaneden kurtarılmalı ve okullarına dönmelidirler sahnelerin yerine.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder