Yokluğunda, yağmurun eski ve rüzgarın geçiş yolu olan tahta pervazların arasındaki camlarını dövdüğü bir kütüphane de kitap okumaktan başka hiç bir anlamlı iş yoktu o gece hayatımda.
Peçeteleri bir havuza düşmüşçesine boğan soğuk algınlığımın bile bir etkisi yoktu. Pencereye vuran damlaların sesini bölen tek şey bir kaç köpeğin gecenin karanlığında ki haykırışları belki de yakarışlarıydı. Kitap ellerimde yeşermeye başlıyor, yazar bana farklı duyguları yaşatırken, beni değişik düşünceler arasında bir geziye çıkarıyordu. Köpekler, yağmur damlaları, masadaki lambalar ve kitaplar dışında yalnız olan bir tek ben vardım. Saat gece yarısına yaklaşık 1 saat kalayı gösterdiğinde gözlerim yorulmuş, belimdeki ağrı sırtıma doğru tırmanmaya başlamıştı. Saatlerdir oturmanın vücuduma verdiği yavaşlama emriyle, ilk başlarda hiç üşümeme rağmen, bedenim soğukla birbirine sarılmaya başlıyordu. Lambaların loş ışığı sanki etkisini saatler ilerledikçe yitiriyordu. Her şeye rağmen kitabı bitirdikten sonra yağmur altında eve yürümek istiyordum. Böylece diğer kitabım da benim gibi yalnız olacaktı o gece, ve belki beraber uyuyacaktık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder