Seçme seçilme hakkı, yıllardır özlemle uzaktan bakıp hasretini çektiğimiz, arkasından koştukça bizden kaçan, otomobille arkasından gitsek Magnev ile durmadan yoluna devam eden demokrasinin en güzel meyvesidir. Kaşıkla verilen kepçeyle alınıyor misali, bu hak verilmesine rağmen çeşitli yönlendirme, baskı ve adına siyaset denen yalanlarla seçme hakkı bireyin özgür iradesi ile karar verebilme yetisinden çıkarılıyor. Seçimler de aslında simülasyondan başka bir şey değildir, değişik mesajlar ile istenilen sonuçların alınabilmesi, seçmenin yönlendirilebilmesi ve seçme hakkının gasp edilebilmesi mümkündür.
Seçimi bir koni metaforu ile ele alacak olursak, seçimle yapılmak istenen koninin olabildiği genişletilerek herkese ulaşabilecek kadar geniş tutulması ve bu şekilde koninin sivri ucunda biriktirilen ideolojik ve siyasi amaçların daha geniş kitlelere uygulanabilmesi, ve koni ne kadar geniş olursa o kadar büyük olacağı için de seçimle elde edilen hakların daha kapsamlı ve daha geniş yetkilerle donatılmış olarak elde edilebilmesidir. Ters, içi boş bir koni gibi düşünelim seçimleri. bu koninin geniş tabanını incecik bir çember olarak düşünürsek, bu çemberde seçmenlerin yürüdüğünü hayal ettiğimizde, seçim beyanları ile seçmenler o çemberin içine çekilmek istenmekte ve bu şekilde koniye düşürülen seçmenler ucundaki sivri kısımda saklı olan tek düzeliğe indirgenmek istenmekte ve tek sesli sade bir toplum yaratılmak istenmektedir seçimler ile. Kazara o koninin içine düşenler, kendini mecbur hissedenler de koninin büyümesine ve verilen hakların uç kısımda birikmesine katkıda bulunmaktadırlar.
Seçilenin aldığı oyun tamamını gerçekten alabildiği için mi vermiştir seçmen? İktidar olan iktidar olduğu için kendisine duyulan itaat, özlem, aidiyet duygularıyla alması gereken oydan daha fazla bir oy alabilmektedir. Seçimlerin iktidar sahiplerince nesneler ve imgelerle simüle edilmeleri için zemin hazırlanmaktadır. Oylar güçlünün yanında olmak adına verilmektedir, oyunun muhalefette kalmasını istemediği ve iktidarın menfaatlerinden yararlanabilmek için.
Deneysel bir yöntemle ifade etmek istediğim spesifik bir örnekle konunun, anlaşılabilmesi açısından, açıklanması gerekirse; Facebook da bir ileti paylaşıldığını düşünelim, iletiyi kendilerini size yakın hisseden arkadaşlarınız beğenirken, hile ile beğeni sayıları 100/150 yapıldığında, gerçekte beğenme eylemini gerçekleştirmeyecek olan insanlar, bu iletinin popüler olaması ve bu çoğunluğun içinde var olma, bu popüleriteye ait olma duygularıyla iletiyi beğenme eylemini gerçekleştirirler.
Görünenin dışında bir seçim sonucu olması gerekirken egemen olana ait olma duygusu iktidarın alabileceği oydan fazlasına sahip olmasına neden olmaktadır. Toplumsallaşma adı altında, adapte olabilme çabası ile insanoğlu özgürlüklerinden feragat etmek zorunda kalmıştır. İnsanoğlu beklentilerinin iktidardan alabileceğini bilir, iktidar olacak olana destek vermediğinde beklentilerinin gerçekleşmeyeceğini bilir, ve özgür düşüncesiyle kullanması gereken seçme hakkını seçim simülasyonuyla zaten gasp etmiş olan iktidar olacak yönünde kullanır.
Taklit ile var olmaya çabası içinde bir yaşam sürmeye zorunlu bırakılmak, simüle edilmiş bir korku ve endişe denizinde yüzen gemiyi kurtarma vaadiyle toplumu yeniden düzenlemek amacıyla iktidarı ele alanların önemli amaçlarından biriydi ve sistemi sürdürebilmek için en önemli araç olan bu düzen yakın geçmişimizi yönlendirenlerin bunu başarmak için en büyük öğretisiydi ve yıllarca bu aşılanarak yeni bir toplum yaratma çabalarının bu gün meyvesini verdiğini görebiliyoruz. Bu öğretilerin doğal bir sonucu olarak tabi ki halk iktidara oy verenleri taklit ederek kendi var oluşlarını kabullendirmek istemekte ve iktidar sahipleri bu süreçte oylarını artırmaktadır. Örnek vermek gerekirse; genel seçimlerde 2002=>%34,28-2007=>%46,58 -2011=>%49,83' dür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder