23 Kasım 2011 Çarşamba

Bir melek gördüm!..

Dalgalar vapuru iskeleye vuruyor, rüzgar yüzümü döverken yudumladığım kahvemin kokusu içimi ısıtıyor, okuduğum kitap beni yeni diyarlara götürürken bir karartı beliri verdi. Kafamı kaldırdığım da kitabın eski kütüphanenin tozlu raflarından yıpranan sayfasından fırlamış, canlanmış karşım da duruyordu, evet gerçekten de karşımda ki onun gözleri, onun etrafını aydınlatan ışıl ışıl yüzü, boncuk boncuk gözleri, kalem kaşları, ok kirpikleriyle karşımda duruyordu. Damarlarıma pompalanan kanın bir an beni boğacağını hissettim, kalbim yerinde duramıyor göğüs kafesimi parçalayıp yerinden fırlayacaktı eğer bir kaç saniye daha bakabilseydim gözlerine. Okumuştum az önce seni nasıl da bir anda karşım da beliri verdin.

Onu bana sunan kitabı rahat okumak için vapurun kenarında ki korkuluklara uzattığım ayaklarımı çekmemi istercesine yüreğimi eriten bir bakışla baktı bana ve durdu. Bir an kalkmak, ona yol verme istemedim. Biliyordum ki ben kalkarsam o yanımdan geçip uzaklaşacak ve belki de bir daha onu göremeyecektim. Ama o bakışlar karşısın da onu kaybetmek dahi olsa sonun da hayır diyemezdim, diyemedim de ve kalktım geçmesi ve istediği yere gitmesi için. Yanımdan geçerken bir an beni büyüleyen kokusunun etkisi ile bayılıp vapurun suyu okşayan pervanesinin  çıkardığı köpüklerin dansı içine düşeceğimi hissederek, az önce ayaklarıma destek olan korkuluklara tutundum.Bir kaç adım attı ve vapurun iskeleye bakan kenarına oturdu. Bu güne kadar gördüğüm en güzel varlıksa ben onu görene kadar yaşamamıştım, bu kadar mı güzel olabilirdi bir çift göz. Evet artık daha da emindim yanımdan geçerken kitapta okuduğum son kelime onu anlamlandırmak için, onu tarif etmek için yazılmıştı ve o benim karşım da duruyordu, Melek! Vapurun kendini dalgaların üzerine özgürce bırakıp rüzgarla ve rüzgarla dans etmeye başlayınca, akşamın da etkisiyle minik elleri, tatlı burnu ve dünyamı aydınlatan yüzü boğazın ayazını hissetmeye başlamış ve yavaş yavaş üşümeye başlamıştı. Kar beyaz, yumuşacık pamuk eldivenlerini ve şapkasını çantasından çıkardı ve taktı, sanki boğazın ayazını biliyor ve tanıyor ve onu eski bir dost gibi selamlarcasına ve ona karşı koymanın verdiği mutlulukla gözlerinde usulca.

Rüzgar kitabı dövüyordu, sanki okumam gerektiğini anlatmaya çalışırcasına. O an kendime geldim ve onu rahatsız etmemek için artık ona bakmayı bırakmalıydım. İstanbul cam gibi bir akşam da, kar beyaz gelinliğini giymiş gecenin karanlığını aydınlatıyor, adeta gecenin karanlığına rağmen bütün ihtişamı ile karşım da duruyor, raks edercesine ona aşık olmamı bekliyordu. Büyülü, gizemli Ayasofya, masallardan çıkmış Sultan Ahmet karşımız da bütün ihtişamları ile bizi selamlıyor gelecekteki mutluluğumuza ilk adımımızı atacağımız ana şahitlik etmek için heyecanla ve merakla bekliyorlardı. Ama bilmiyorlardı ki önce arkasını dönecek, sonra kalkacak ve rüzgarın mağlubiyetiyle yenik bir şekil de vapurun arkasına sığınacak, dayanamayıp oradan da içeri girecekti, minicik ellerini ısıtmak için. Bir kez daha sayfaları aşınmış kitabımla baş başa kalmış, yanlızlığına sığınmış, bu anın verdiği ağır bir hüzünle kitabın onu karşıma çıkardığı derinliklerine doğru daldım. Onu bir daha göremeyecektim.

Vapurdan inerken şapkasından tanıdım, evet işte oydu vapurdan inmek üzereydi, poyrazın dövdüğü yaşlı elleriyle iskeleye yanaşan vapurun halatlarını bağlayan, artık emekliliğinine kavuşmak üzere olan görevlinin  kenarları demir korkuluklu kalasları uzatmasını bekliyordu. Vapur yanaştı ve vapurdan ilk inen o oldu, bense yaşlı amcaların, taşıyamadığı açıkça belli olan fazla kilolarının etkisi ile yavaş yavaş yürüyeceğini bildiğim teyzelerin arkasında sıkışmış kalmıştım. Vapurdan düşmemek için santim santim ilerleyen son teyzenin de inmesiyle ben de inebilirdim artık. İndiğim de artık vapurda kimse kalmamıştı, görevli iskele de bekleyen yolcuların vapura binmeleri için kapıları açmak üzereydi. Evet en son ben inmiştim. Hızlı adımlarla kalabalık içinde kar beyaz şapkasını aramaya başlamıştım, nereye hangi yöne baksam göremiyordum onu, tam ümidimi kaybedip yalnız ve onsuz kaldığım düşüncesinin verdiği etki ile boğaza dönüm hüznümü yaşamaya başlayacakken bir anda onun o pamuk şapkasını gördüğümü sandım. İşte oradaydı. Bir kaç adımda bir onu kaybediyor tekrar görüyordum kalabalığın arasında, sanki benden kaçarcasına yürüyordu. Yürüdüm daha hızlı yürüdüm, kaçar gibiydi benden onun arkasından geldiğimi anlarcasına, hissetmişti arkasından geldiğimi. Bir korku kapladı içimi, onu bir daha göremeyeceğimin verdiği bir korkuydu bu. Yaklaştım, bir kaç metre kalmıştı ki, onu rahatsız etmemek için durdum, yaklaşmadım daha fazla. Ne yapacaktım ki, ne diyecektim. Kaderime razı olurcasına sadece takip ettim, yürüdüm arkasından, rüzgarda savrulan bir uçurtma misali, bırakmıştım kendimi o rüzgara, izledim onu. Işıklar da yakalamalıydım, kırmızı ışığın yanacağını hesaplamışçasına karşıya son geçen kişi olmak için mücadele ediyordu insanlar, belki de en son o geçecekti karşıya bende o ışıkta takılı kalacaktım. Işıklardan o geçer ben kalırsam Beşiktaş'ın kalabalığında nasıl bulabilirdim bir daha onu. Işık yandı neyse ki karşıya geçemedi, yaklaştım, arkasına sokuldum, artık emindim bu koku onun beni vapurda etkileyen kokusuydu. O an dünyanın en güzel çiçeğini kokladığımı anladım ve derin bir nefes aldım, yanında durdum, yüzüne bakamadım. Işıklarda ki o saniyeler beraber geçirdiğimiz ve cenneti yaşadığım yegane andı. Işık yandı, karşıya geçtik beraber, bir an korktum Beşiktaş tarafına yönelecek diye, neyse ki duraklara yöneldi ve bende arkasından. Ümitlendim aynı otobüse bineriz diye. Durakların en başın da bekliyor ben de ortalar da bekliyor ona uzaktan bakıyordum. Bana bakar gibi kısa kısa baktı ama arkasını çevirdi, o an yıkıldım. Her gelen otobüsle içimi bir korku sarıyor acaba buna mı binecek? diye kendi kendime soruyordum.Her defasına binmediği otobüslerin benim bineceğim otobüs olmadığını gördükçe daha fazla rahatlıyor mutlu oluyordum. Ve sonun da bizi ayıran, ilk göründüğün de acaba binecek mi? diye kendime sorduğum ama otobüs onu geçtiğinde ona yönelmediğini veolduğu yerde kaldığını görünce, bizi ayıracağı için hiç gelmesini istemediğim, beklediğim de ise gelmeyen o allahın ceası otobüsü gördük beraber, o an sonun da anlamıştım onu bir daha göremeyeceğimi ve oracıkta yıkılmıştım, dünyalar başıma yıkılmıştı. Otobüsüme doğru yürüdüm son kez baktım ona doğru ve bindim. Bir daha belki göremeyeceğim ama asla da seni unutmayacağım, Melek!

Aldırma Gönül Aldırma!..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder