Kimi zaman devrimcinin okuduğu kitap, çobanı ıslatan yağmur, bir güzelin gözleri, parmaklıklardan sızan güneş,Ahmet'in, Kazım'ın dillerden düşmeyen türküleri, gözleri parıl parıl çocuklar, dalında bir gül, vapurdan martılara simit atma, işçinin emeği,bir babanın alın teri, kimi zaman da bir annenin sımsıcak çorbasıdır bizlere umut veren. Umut yemek, içmek ve nefes almak kadar hayati önem taşır insan hayatında.
Karlar altında ki deprem çadırın da Van'ın ayazına karşı koyan küçük yüreklerin umududur onlara uzanan bir el, içilen bir bardak sıcak çorba. En zor günlerin de hayatta kalmış olmaktır onların umudu, depreme, soğuğa, her şeye, herkese rağmen.
Umutları umutlarımız, onlar bizim yarınlarımızdır, kavga da etsek, sarılıp dost arkadaş da olsak.
Herkes için farklıdır yaşam mücadelesi, Van da soğuk hava da barınmak, hayatta kalmaktır. Anadolu'nun küçücük, sıcacık ve şipşirin kasabaların da köylerin de neden, nerede yaşadıklarını ve onlara atfedilen, oynadıkları rollerin ne olduklarını bilmeden günlerini oyun oynayarak geçirmek, biraz büyüdüklerinde ailelerinin onlara çizdiği yol da yürümeleri gerektiği gerçeği onlara dayatıldığında, yeterince güçlü değilse bir hayatı kendi istemeden yaşamaktır, birazcık ailesine baş kaldırabiliyorsa kaçmak ve uzaklaşmaktır büyüklerinin yaşamlarından, gelenek ve göreneklerinden, ve yaşam tarzlarından.
Biraz daha büyüdüğünde, bir birey olmaya çalıştığın da ya yönlendirilecek ya da birazcık da olsa kendini geliştirip küçük de olsa ona umut verecek fikirlere, görüşlere sahip olacak.
Hayata atıldığın da ise yapa yalnız kalacak, annesi, babası, kardeşleri, akrabaları, bir ailesi olmayacak. Evlenirse sadece eşi olacak ki o da sürekli karşıtlığın savunulduğu bir ilişkiye sahip olarak. Yaşanılan dünya etkisi altında ki siyasi ve ekonomik sistemlerin etkisi ile insanı sömürmeye küçük yaş da onu bu sisteme dahil etme çabasıyla başlayacak. Sömürülen doğduğun da anne sütü, çocukluğun da hayaller, gençliğin de aşkı ve olgunluğun da emeği alın teri olacak. Küreselleşen dünyanın insanın, onun oynamasına izin verdiği rolü, nasıl bir bilgi kirliliği içinde yaşadığını, nasıl yönlendirildiğini anlaması için bilinçlenmesi gerekir. Bunu bütün bu tuzakların ve tutsak hayatının için de tek başına yapamaz, bilemez anlayamaz. Aydınların, sanatçıların insanlığa karşı olan görevlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Sanat ezilenin, zayıfın, sömürülenin ve tutsak edilenin bilinçlenmesini sağlamak için doğmuş bir ihtiyaçtır. Günümüz de ise bu kutsal amaç kocaman bir hiçmiş gibi bir kenara atılmış, attırılmıştır. Kutsal görevinizi terine getirin de bu emek, duygu ve insan onurunun sömürüsü bitsin artık.
Umudumuzu küçücük mutluluklardan alıyor olsak da, artık lamba da titreyen alev üşüyor, umutlarımız, yarınlara olan inançlarımız, gücümüz azalıyor, azaltılıyor...
Umarım güzel günler görürüz çocuklar!..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder